Alaçatı ve Çeşme yarımadası, yüzyıllar boyunca farklı kültürlerin harmanlandığı, kendine has taş mimarisiyle şekillenmiş benzersiz bir coğrafyadır. Bu coğrafyadaki tarihi binaları restore etmek, sadece bir yapıyı onarmak değil; geçmişin izlerini geleceğe taşırken mekana yeni bir ruh üflemektir.
1. Özgün Taş Malzemenin Analizi ve Korunması
Her restorasyon projesinin ilk adımı, yapının mevcut strüktürünün ve taş kalitesinin derinlemesine analiz edilmesidir. Alaçatı taşı, tüf karakterli yumuşak bir kalker yapısına sahiptir. Zamanla nem, yanlış çimento uygulamaları ve çevre koşulları nedeniyle zarar gören bu taşların temizlenmesi ve doğru tekniklerle konsolide edilmesi hayati önem taşır. Çimento esaslı sıva uygulamalarını tamamen kazıyarak, taşların nefes almasını sağlayan özgün horasan harcı veya kireç esaslı harçlar kullanıyoruz.
"Bir taş evi restore ederken en büyük kılavuzumuz malzemenin kendisidir. Taşın dokusunu gizlemek yerine, onun yaşanmışlığını ve karakterini ön plana çıkarmayı hedefliyoruz."
2. Modern Yaşam Senaryolarının Tarihi Dokudaki İzleri
Tarihi bir evde yaşamak, günümüz konfor standartlarından ödün vermek anlamına gelmemelidir. Bizim yaklaşımımız, iklimlendirme sistemleri, modern sıhhi tesisat çözümleri ve elektrik altyapısını yapının özgün taş duvarlarına ve ahşap kirişlerine zarar vermeden, gizli kanallar veya özel detaylarla entegre etmektir. Geniş açıklıklara sahip cam doğramaları minimalist siyah metal profillerle çözerek, iç mekan ile Ege güneşi alan avlu arasında akıcı bir geçiş kuruyoruz.
3. Mekan Tasarımında İşlevsel ve Yalın Hacimler
Taşın kendi ağır ve dokulu karakterini dengelemek adına, iç mekanda 'sıcak minimalizm' ilkelerini benimsiyoruz. Ham meşe mobilyalar, keten perdeler ve mikrosement zemin uygulamaları, taş duvarların rustik havasını yumuşatır ve çağdaş bir denge kurar. Bu sayede mekan hem tarihini yaşatır hem de bugünün dingin yaşam standartlarını eksiksiz sunar.

