Mimari tasarımın en soyut ama en etkili malzemesi ışıktır. Bir mekanı ne kadar iyi kurgularsanız kurgulayın, ona ruhunu veren ve hacimlerini görünür kılan şey ışığın ve onun karşıtı olan gölgenin kalitesidir. İç mimari tasarımlarımızda ışığı sadece fonksiyonel bir aydınlatma aracı değil, mekanı şekillendiren heykelsi bir unsur olarak ele alıyoruz.
1. Doğal Işığın Yönlendirilmesi ve Süzülmesi
Ege güneşinin gücünü ve açısını doğru kontrol etmek, Alaçatı projelerimizin en kritik aşamalarından biridir. Doğrudan gelen sert güneş ışığı yerine süzülmüş, yumuşak bir ışık kalitesi yaratmayı hedefliyoruz. Bunu sağlamak için pencerelerin önüne yerleştirilen ahşap panjurlar (kepenkler), gölgelikler ve keten tüller kullanıyoruz. Duvar yüzeylerinde kireç esaslı mat sıvalar tercih ederek, süzülen ışığın duvar boyunca yansımadan, yumuşakça dağılmasını sağlıyoruz.
"Işık ve gölge, mekanın zaman içindeki ritmidir. Sabahın taze ışığı ile akşamüstünün altın saatleri, aynı duvar yüzeyinde tamamen farklı hikayeler yazar."
2. Hacimlerde Heykelsi Formlar ve Nişler
Mekan içindeki geçişleri ve taşıyıcı sütunları keskin köşeli kutular olarak tasarlamak yerine, dairesel ve yumuşak geçişli formlarla çözüyoruz. Bu kavisli geçişler, ışığın yüzey üzerinde kırılmadan, kesintisiz bir süzülmeyle akmasını sağlar. Duvarlarda oluşturduğumuz derin nişler ve heykelsi oyuklar, gölge hacimleri yaratarak mekana derinlik ve gizem katar.
3. Endirekt Aydınlatma ve Gece Senaryosu
Güneş battıktan sonra mekanın atmosferini korumak, doğru aydınlatma senaryosuyla mümkündür. Tavanın ortasından sarkan tek bir parlak avize yerine, göz hizasının altında konumlandırılan abajurlar, gizli led şeritler ve heykelsi aplikler kullanıyoruz. Işığı doğrudan göze değil; taş duvarlara, meşe panellere veya bitki yapraklarına yansıtarak sıcak, samimi ve derinlikli bir gece sığınağı kurguluyoruz.

